


kripto piyasalarında yaşanan sert düşüş ile hisse senedi piyasalarında “balon var mı yok mu?” tartışmalarının, son bir yılda yaşadığımız bazı önemli gelişmelerle yakından bağlantılı olduğunu düşünüyoruz.
geçtiğimiz yıl ocak ayı sonunda Çinli DeepSeek teknoloji firmasının ABD’nin dev teknoloji şirketlerine kıyasla çok daha düşük maliyetle çip üretimi ve yapay zekâ uygulamalarını devreye alacağını açıklaması, ABD’de “muhteşem yedili” olarak adlandırılan büyük teknoloji firmalarını ciddi biçimde harekete geçirdi. artan rekabet baskısı, bu şirketleri kendi aralarında milyarlarca dolarlık stratejik anlaşmalar yapmaya yöneltti.
bir yıl öncesine kadar yüksek likidite pozisyonlarıyla dikkat çeken bu firmaların, yaptıkları büyük ölçekli anlaşmaların finansmanında zorlanmaya başlaması; “acaba bu şirketler ayakta kalabilecek mi?” ve “teknoloji balonu patladı mı?” gibi tartışmaları beraberinde getirdi.
ancak bilançolara baktığımızda teknoloji şirketlerinin kârlılıklarının ve beklenen kâr projeksiyonlarının hâlâ güçlü seyrettiğini görüyoruz. fiyat/kazanç oranları yükselmiş olsa da tarihsel ortalamaların aşırı üzerine çıkmış değil. üstelik teknoloji firmalarının geliştirdikleri yeni teknolojileri devreye alarak verimlilik artışı üzerinden kârlılıklarını yükseltecekleri dönemin henüz başındayız. ciddi verimlilik kazanımlarıyla desteklenen kâr artışlarının devam etme ihtimali yüksek görünüyor.
hisse senedi piyasalarını belirleyen temel unsurlar olan küresel büyüme ve görece düşük faiz ortamı da baz senaryoda varlığını koruyor. büyük jeopolitik şoklar yaşanmadıkça — örneğin Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapanarak petrol fiyatlarını aşırı yukarı çekmesi gibi — küresel büyüme ve düşük enflasyon/düşük faiz senaryosunun bozulması ve buna bağlı sistematik bir çöküş ihtimali şu aşamada zayıf görünüyor.
elbette belirsizliğin yüksek olduğu bir dünyada hisse senedi piyasalarında dalgalanmalar ve zaman zaman sert düzeltmeler kaçınılmazdır. ancak mevcut veriler ışığında, ekonomik temeller ya da şirket bilançoları açısından bir çöküşü destekleyecek güçlü sinyaller ve ortam bulunmadığı kanaatindeyiz.
kripto varlıklar tarafında ise değer kaybının arkasında farklı dinamikler bulunuyor. geçtiğimiz yıl yaz aylarında Trump döneminde gündeme gelen ve stablecoin’leri — yani karşılığında ABD doları ya da ABD tahvili bulunan kripto varlıkları — düzenlemeyi amaçlayan GENIUS Act tasarısı önemli bir kırılma yarattı. söz konusu GENIUS Act (Guiding and Establishing National Innovation for U.S. Stablecoins Act), ABD'de stablecoin'leri düzenlemek için çıkarılan federal bir yasadır.
bu gelişme, kripto piyasasında portföy kompozisyonunun değişmesine yol açtı. stablecoin’lerin öne çıkma ihtimali, Bitcoin ve Ethereum gibi piyasada büyük paya sahip varlıklarda taşınan uzun (long) pozisyonların çözülmesine neden oldu. fiyat artışı beklentisiyle alınmış pozisyonların kapanması, kripto portföylerinde stablecoin ağırlığının artmasına doğru bir geçişi beraberinde getirdi.
portföylerde bu değişim yaşanırken, Japonya’nın faiz artırma sürecine girmesi “carry trade” işlemlerini zora soktu. küresel likiditenin ana kaynağı olan düşük faizle Japonya’dan borçlanıp yüksek getirili piyasalara yönelen fonlar pozisyon kapatmaya başladı. bu süreç, küresel likiditeyi daraltarak kripto piyasalarında yatırım imkânlarını sınırladı.
küresel likidite ile ilgili kaygıları artıran diğer önemli faktör ise ABD Merkez Bankası başkan adayı Kevin Warsh’un geçmişte dile getirdiği bilanço küçültme yaklaşımının yeniden gündeme gelmesi oldu. olası bir bilanço daralması, riskli varlıklara giden likiditenin azalabileceği beklentisini güçlendirdi.
özetle, bugün hem hisse senedi hem de kripto varlık piyasalarında yaşanan hareketlerin yalnızca son haftaların dinamikleriyle açıklanamayacağını; son bir yılda atılan politika adımlarının ve değişen likidite koşullarının bir sonucu olduğunu düşünüyoruz.
bununla birlikte 2026 yılı için baz senaryomuz; küresel büyümenin sürmesi, enflasyonun kontrol altında kalması ve faizlerin görece düşük seyretmesi yönünde. büyüme ve düşük faiz her zaman finansal piyasaları destekler. Japonya’da enflasyon düşme eğiliminde ve faiz artırım olasılığı azalıyor. ABD’de Warsh’un güçlü bilanço küçültmesi de çok olası görünmüyor. bu çerçeveyi bozacak ciddi bir jeopolitik gelişme yaşanmadığı takdirde yıl içinde yeniden iyimser bir senaryonun ve yukarı yönlü hareketlerin görülmesi mümkün görünüyor. son tahlilde, piyasa yönünü belirleyecek ana unsur yalnızca ekonomik göstergeler değil; jeopolitik gelişmelerin küresel büyüme, enflasyon ve faiz dengesi üzerindeki etkileri olacaktır.
Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu
İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi, finansal uygulama merkezi direktörü,
30 Mart 2026
5 dk okuma